Madde Bağımlılığı ve Toplum

 Bugün Facebook ana sayfamda Yrd. Doc. Dr. Demet Karakartal’ın uyuşturucu madde bağımlılığı hakkında Voice of the Island’a verdiği röportaja rastladım. Kıbrıs’ta alanında uzman birinin bağımlılık hakkında söyleyeceklerini merak ederek videoyu izlemeye başladım, videoyu izledikçe Demet hanımın söylemlerinin içinde içimi sıkan şeyler olduğunu ve perspektifinin eski ve negatif olduğunu fark ettim. Nöropsikoloji üzerine yüksek lisans yapan biri olarak benim de bağımlılık hakkında söyleyecek bir kaç sözümün olduğunu fark edip, yazmaya başladım

 

Demet hanım hakkında biraz bilgi edindikten sonra benim gibi kendisinin yaptığı işin bir çok insan için hayati önem taşıdığının farkında olduğunu belirtmeliyim. Fakat, “Gençlik bataklığa sürükleniyor” tarzda söylevlerin küçüklüğümde beni korkuturken bugün bu tür söylevleri komik hatta sorumsuz buluyorum. Amacım kırıcı olmak değil sadece bu denli önemli bir konuya farklı bir bakış açısı getirmektir. Bu yüzden bu yazıyı ilk önce Demet hanıma atıyorum. (22,06,2017 itibari ile bir hafta oldu ve geri dönüş almadım) Demet hanım ve benim yazılarımızı okursanız yazılarımızın söylem ve istek bakımından aşşağı yukarı aynı olduğunu, ancak aradaki farkın üslüb ve perspektif farkı olduğunu görürsünüz.

Öncelikle,  nedir bu bağımlılık?

Bağımlılığın kitap tanımına bakarsanız  hemen hemen her yerde aynı şeyleri görürsünüz. Zaten bağımlılık hakkında konuşan kişilerin söyledikleri de genellikle bu kitapları tekrar etmektedir. Kullanılan madde… madde kullanımı…

Tamam da madde dedikleri nedir?

Bilimsel çalışmalarda maddeler spesifik olarak incelenir ve psikolojik,fizyolojik ve sosyal etkileri ayrı ayrı yazılır. Yapılan çalışmalara bakarsanız bilirsiniz ki kronik hint keneviri kullanımı ile kronik metamfetamin kullanımının zararları bir değildir.

Hazır konumuz madde iken, Ecza sektörü yine size iyi olmanız için bu maddelerden satabilir ve hiç düşünmeseniz bile dikkati dağınık yeğeniniz legal amfetamin kullanıyor olabilir, veya acınızın dinmesi için size legal morfin verebilirler. Burda yanlış bir durum yoktur.

Madde kullanımı; suç işleyebileceğiniz, maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman harcayacağınız veya madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerinizin olumsuz etkilenebileceği anlamına gelmiyor.

Aynı şekilde o masum reçeteli ilacların  fiziksel ya da ruhsal sorunların ortaya çıkarması ya da artmasına rağmen kullanımının sürdürebilindiği veya madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmayacağı anlamına da gelmiyor.

Eeeeee? Peki nedir bu bağımlılık dedikleri?

Bağımlılık bir davranış paterni, bir düşünce yapısıdır.

Bağımlılığa dair şu an ki literatürün çoğu 20. yüzyılın başında fareler üstünde yapılan bir  takım deneylerden gelmektedir. Yapılan deney ise gayet basittir, bir farenin kafesine iki tane su şişesi takılır. Su şişelerinden birine bizim severek içtiğimiz su, diğerine ise suyla karıştırılmış eroin veya kokain konulur.

Bu çalışma her yapıldığında farelerin uyuşturuculu suyla takıntılı hale geldikleri, hatta bazı farelerin kendilerini öldürene kadar uyuşturuculu sudan içtikleri gözlemlenir. Günümüzde birçok insanın madde kullanımına ve bağımlılığa bakış açısı tam olarak da budur.

70’li yılların başında Bruce Alexander adlı bilim adamı bu deneyle ilgili bir yanlışlık fark eder. Fare, kafesinde yalnızdır ve uyuşturucu kullanmak dışında yapacak pek bir aktivitesi de yoktur. Bunun üzerine Alexander, “Fare Parkı”nı kurar, bu park fareler için bir eğlence parkı niteliğindedir. Bu park, farelerin oynayabileceği toplar, tüneller ve çiftleşebilecekleri bir sürü başka fare ile doludur. Tıpkı diğer deneyde olduğu gibi bu Fare Parkında da iki tane su şişesi vardır, biri normal su, diğeri ise uyuşturuculu olandır.

Ancak, bu çalışma ile eski çalışma arasında çok farklı bir sonuç elde edildi. Fark edildi ki,öneredeyse hiçbir fare uyuşturuculu suyu kullanmamıştır. Hiçbir fare madde ile takıntılı hale gelmemiştir ve hiçbir fare aşırı dozdan ölmemiştir.

Belki bu farelere özel bir durumdur,değil mi?

Hayır, bu deneyin bir de insanlı versiyonu vardır, deneyin adı ise Vietnam savaşıdır. Bu savaştaki askerlerin %20si eroin kullanmıştır. Bu durum, savaş bittikten sonra sokakların uyuşturucu bağımlısı zombi askerlerle dolacağını düşünen Amerikalıları paniğe sokmuştur.

Savaştan evine dönen uyuşturucu kullanmış askerler ile ilgili yayınlanan bir çalışmanın bulguları ise herkesi şaşırtır. Bu askerlerin  %95i rehabilitasyona gitmemiştir, yoksunluk sendromu bile yaşamamıştırlar. Bu durum bir çok insanın uyuşturucu kullanımı konusundaki düşüncelerine zıttır.

Peki nasıl olurda savaştan dönen uyuşturucu bağımlısı askerler hiçbir problem yaşamadan bağımlılıktan kurtulur?

Bilmediğiniz bir ülkede savaşta iseniz, seçimleriniz ölmek veya öldürmek arasında ise Eroin kullanmak iyi bir seçim sayılabilir. Fakat aynı askerleri evlerine, ailelerine, mutlu olacakları ortamlara koyduğunuz takdirde askerlerin eroine ihtiyacı kalmaz.

Neden?

Çünkü onları seçimleri olmayan bir kafesten alıp, “eğlenceli bir insan parkına” koyarsınız.

Problem madde değildir, problem düşünce yapısıdır.

Demet hanım konuşmasının ilerleyen kısımlarında bağımlı kişilerin özelliklerinden, çevresine olan davranış ve fiziksel değişikliklerinden, ailelerin bu bağımlılıkla nasıl başa çıkacaklarından ve nasıl önlem alınabileceğinden bahsederek konuşmasını sonlandırmış.

Insanlar sağlıklı ve mutlu oldukları zaman, çevreleri ile iletişime geçip, bağ kurarlar. Üzgün, izole ve kaybetmiş hisseden insanlar ise kendilerini biraz da olsa rahatlatacak şeylerle bağ kurarlar, bu bağ; kokain, sürekli akıllı telefonun ekranına bakmak, televizyon, pornografi, hatta sağlıksız bir beslenme şekli bile olabilir. Kendine zarar vermeye programlanmış bir insanı engelleyemezsiniz. Böyle sağlıksız bağlar kurmayı önlemek için bireye sağlıklı bağlar kurmayı öğretmek gerekir, birlikte olmaktan zevk aldığınız insanlarla vakit geçirmek bunun iyi bir örneğidir.

Bağımlılık sadece etrafımızda gerçekleşen kopukluk krizinin semptomlarından biridir.

Bir çoğumuz bu kopukluğun farkındayız ama değil mi?

En azından herkes bu kopukluğa dair bişeyler duymuştur.

“Artık dostluklar eskisi gibi değil”

“Evler büyük, içleri boş”

“Mallar insanlardan değerli oldu…”

———————————————————————————————————————————————————————-

Şöyle ki, Ronald Reagan’ın Amerika’da başlattığı ve sonrasında bütün dünyaya yayılan uyuşturucu ile savaşı kaybettiğimiz artık apaçık ortada, kaybedilen insan sayısı için lütfen mezarlıklara ve hapishanelere bakın. Daha da kötüsü, bu savaş madde bağımlılığına dair herşeyi dahada kötü hale getirdi.

Bağımlılığın suç işlemeyi teşvik ettiğini açıklayan Demet hanım, bir kez denemeyle başlayıp devam edilerek bağımlılığa ulaşıldığından bahsetmiş.

Insanları iyileştirmek ve yardım etmek yerine onları toplumdan ittik, iş bulup, maddi denge kazanmalarını zorlaştırdık. “İlegal” bir madde ile yakalandıkları zaman destek ve yardımlarımızı çekip onları hücrelere koyduk, resimlerini çekip gazetelerde yayınladık. Aynen birinci deneydeki fareler gibi ama durum daha vahim, çünkü zaten iyi olmayan insanları daha da kötü hale getirmekteyiz ve madde kullanımını bırakmadıkları takdirde onları yaftalayıp, siz iflah olmazsınız demekteyiz.

“Uyuşturucu arayışı içinde olan bağımlıların bu uğurda her şeylerini feda edebileceklerini ve bağımlılığın, sadece bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu” söylemiş Demet hanım Voice of the Island’a verdiği röportajda.

Ben de madde kullanımının bireysel değil toplumsal bir problem olduğunu düşünenlerdenim ancak bunu söylemekle birlikte açık ve net olarak söyleyebilirim ki, doğumdan ölüme kadar madde kullanan bireyin topluma verdiği zarar, toplumun madde kullanan bireye verdiği zarara nazaran çok daha azdır.

Eğer bir kurtuluş olacaksa, o kurtuluş  kesinlikle bireysel değil toplumsal olmalıdır. Bu kurtuluş birinci deneydeki kafes gibi yerleri  ikinci deneydeki parklara dönüştürdüğümüz zaman gerçekleşecektir.

Bağımlılığın zıttı ayık olmak değil, özgür ve hür olmaktır.

Son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta uyuşturucu kullanımının arttığını ve hatta kullanım yaşının da düştüğünü  ve 2015-2016 yılları arasında Lefkoşa merkezi cezaevinde, mahkumları suça yönelten sebepleri araştırırken suç türleri arasında en büyük suça yönelten türün uyuşturucu olduğu görülmüş.

Adetim değildir ama bu yazıyı soru ile sonladıracağım.

“Suçlamak” bulunan en kolay çözümdür. İlla ki bir suçlu arayacaksak, madde bağımlıları veya kullanıcıları ne kadar suçlu?

Hepimizin ENGİN düşünmeye ihtiyacımız var!

 

 

 

 

 

 

 

Share

Leave a Reply

Your email address will not be published.

Post comment